Bir şairin çocuklar için kaleme aldığı mısralar ile sofrasındaki yemekler arasındaki mesafe, insan doğasının en karanlık tezatını oluşturur.
İki Sahne, Tek Hakikat
I. Sahne: Kürsüdeki Masumiyet
Yedi yaşındaki bir çocuk, elinde kitap, gözleri parlayarak kürsüdedir. Büyük bir heyecanla şu mısraları sıralar: “Benim kuzum meleşir, ot yiyip su içer... Onu sevin, incitmeyin!” Onun küçük kalbinde o kuzu artık bir oyun arkadaşına, dokunulmaz bir dosta dönüşmüştür. Şiirin büyüsü, merhameti bir çocuk kalbine nakşetmiştir.
II. Sahne: Sofradaki Realite
Sadece birkaç saat sonra, şair ve o çocuk aynı sofranın başındadır. Şair, az önceki mısraların müellifi gibi değil, bir avcı iştahıyla kuzu etinden yapılmış dolmayı çatalına takar. Az önce "meleşen" o canlının buharlanan kokusu, vicdanın sesini çoktan boğmuştur. Çocuk ise şiirde sevdiği "dostunu" akşam yemeğinde yemeye alıştırılır. Şiir mağlup olur, gastronomi galip gelir.
Sonuç: Büyüklere Masallar, Küçüklere Sofralar
Şairin çocuğa verdiği ders ile sergilediği yaşam tarzı arasındaki bu uçurum, insanlığın en büyük dramıdır. Bizler, aynı canlının hem güzelliğine destanlar yazan hem de tadına tamah eden yegâne varlıklarız. Kalemimizle kutsadığımızı, çatalımızla tükettiğimiz bir dünya düzeninde vicdan, sadece mısralarda kalan bir süs eşyasına dönüşmektedir.
#TBMM #koltuk #kirho #OyunsuzGelecekOlmaz #kavga #KademeİçinYasa #Anayasa #halkaarz #zergy #Özgür #Grok #gerel #DevrimÖzkan #CezadaAdaletİnfazdaEşitlik #BizŞampiyonOlacağız #SONDAKİKA #AliYerlikaya
Evet 291 Kişi
Hayır 10 Kişi