Münih Güvenlik Konferansı bu yıl sadece diplomatik bir buluşma değil, 1945’ten bu yana hüküm süren "Pax Americana" düzeninin resmen sona erdiğini ilan eden tarihi bir milat oldu. Küresel jeopolitik konjonktür gösteriyor ki; dünya artık eski koordinatlarla yönetilmiyor. Uluslararası ilişkiler sisteminde köklü bir kırılma, tektonik levhaların yer değiştirdiği bir süreç yaşanıyor.
1. Stratejik Kopuş: Washington’un "Asya Odaklı" Realizmi
Washington’un Münih’te sergilediği diplomatik manevralar (özellikle Marco Rubio’nun söylemleri) kimseyi yanıltmamalı. ABD’nin savunma bütçesinde Hint-Pasifik bölgesine ayrılan payın radikal artışı ve AUKUS gibi dar kapsamlı ittifakların öncelenmesi, Pentagon için artık "Tayvan Boğazı"nın "Ren Kıyıları"ndan çok daha kritik olduğunu tescilliyor.
Öngörü: Önümüzdeki yıllarda Washington’un Avrupa’dan "müttefik" değil, "maliyetleri ve riskleri paylaşan bir ortak" talep etmesi daha da sertleşecektir. Amerika, kendi kaynaklarını Çin ile stratejik rekabete odaklayarak "Avrupa’nın jandarmalığı" rolünden resmen feragat ediyor.
2. "Nükleer Tabu"nun Yıkılışı: Avrupa Ordusuna Doğru
Almanya Şansölyesi Friedrich Merz’in "Dünya düzeni artık mevcut değil" çıkışı, Avrupa elitleri için soğuk duş etkisi yarattı. Ancak asıl devrim niteliğindeki gelişme; Paris-Berlin hattının ortak nükleer caydırıcılık sistemi üzerine ciddi müzakerelere başlamasıdır. Fransa doktrinine göre ülkenin nükleer cephaneliği "hayati çıkarlarını" korur; bugün ise Paris bu sınırları Almanya’nın doğusundan başlatma eğilimindedir.
Analitik Bakış: Bazı kuşkucular, Avrupa’nın hâlâ ABD istihbaratı ve nükleer şemsiyesi olmadan savunmasız kalacağını iddia ediyor. Fakat unutulmamalıdır ki; bağımlılık bir kader değil, siyasi iradesizliğin sonucudur. Paris ve Berlin arasındaki bu yakınlaşma, işte o kayıp iradenin yeniden inşasıdır.
Öngörü: Bu süreç, NATO çatısı altında ama Washington’dan bağımsız bir güç bloğunun (Stratejik Özerklik) doğumuyla sonuçlanacaktır.
3. Ukrayna ve "Cenevre Süreci": Yeni Güvenlik Mimarisi
Ukrayna artık sadece Rusya ile savaşan bir devlet değil, Avrupa medeniyetinin doğu sınırındaki en büyük askeri kalesidir. Kiev’in öne sürdüğü "Cenevre Barış Süreci"; Moskova’nın dayatmalarına değil, uluslararası hukuka dayanan yeni bir formatı temsil ediyor. Bu formatta Avrupa liderleri (Fransa, Almanya, Polonya ve Birleşik Krallık), ABD’nin "yük paylaşımı" şartıyla ana garantör rollerini üstleniyor.
Öngörü: Ukrayna’nın AB entegrasyonu artık ekonomik bir tercih değil, safi askeri-stratejik bir zorunluluktur. Yakın gelecekte Kiev, Varşova, Londra ve Paris arasında şekillenecek olan yeni "güvenlik kuşağı", Avrupa’nın doğu kanadını koruma kapasitesine sahip olacaktır.
4. İç Tehditler: Birliğin İçindeki "Metastazlar"
Avrupa’nın önündeki en büyük engel sadece dış saldırganlık değil, aynı zamanda iç erozyondur. Macaristan ve Slovakya örneklerinde görülen marjinal yaklaşımlar, buzdağının yalnızca görünen kısmıdır. Asıl tehlike; "Avrupa Projesi"nin merkez sütunlarında —Almanya’daki siyasi parçalanma, Fransa’da radikal sağın yükselişi, İtalya ve Hollanda’daki popülist dalga— karar alma mekanizmalarının felç olmasıdır.
Senaryo: Brüksel içerideki bu siyasi fraksiyonları yönetemezse; Avrupa "uyanan bir dev" olsa dahi, hareket kabiliyetini yitirmiş hantal bir yapı olarak kalmaya mahkûmdur.
Sonuç: Tarihi Çağrı
Münih-2026 Konfransı’nın vurduğu temel mühür şudur: Avrupa artık bir "jeopolitik nesne" olmaktan çıkıp yeniden küresel bir "özne" olmaya mecburdur. Ancak bu dönüşüm sadece bildirilerle mümkün değildir; Avrupa acilen savunma sanayisinin tek tipleştirilmesi, ortak sanayi politikası ve en önemlisi, kararların oy birliğiyle değil stratejik hızla alınması için siyasi reformlar hayata geçirmelidir. Aksi takdirde kıta, büyük güçlerin rekabet sahasında parçalanmış bir coğrafya olarak tarihin tozlu raflarına karışacaktır.
Evet 291 Kişi
Hayır 10 Kişi