İzdiham denecek bir kalabalık vardı. Okul bahçesine çıkarılan öğrenci sıraları ile oluşturulan seyirci bölümünün arka sıralarında ancak yer bulabilmiştik.
Sahnedeki oyuncuların seslerini kesik kesik duyuyor, yetersiz aydınlatmanın loş ortamında oyunu izlemeye çalışıyorduk.
Sonraki tanışıklığım ortaokul birinci sınıfta, Türkçe ders kitabında bulunan Namık Kemal tarafından yazılan ve tiyatroyu konu alan bir okuma metni iledir.
Hatta, bir konuşmada karakterlerden birisi “Nereden geliyorsun?” şeklindeki soruya, “Taratordan geliyorum.” diye cevap veriyordu.
Burada “tarator” kelimesi ile “tiyatro”yu anlatmaya çalışıyordu. Yazar, tiyatronun halk arasında yeterince tanınmamasından dert yanıyordu sanırım.
Aklımda böyle kalmış.
Sonrasında lise çağları.
İlk tiyatro, ilk sahne deneyimi.
Okulumuz edebiyat kolu tarafından sahneye konulan “İstanbul’un Fethi” konulu tiyatro oyununda “Subaşı Süleyman” rolü ile ilk oyunculuğu deneyimlemem.
Hazırlık süreci inanılmaz keyifliydi.
Sahneye çıktığım ilk ânı hâlâ hatırlıyorum.
Unutmak mümkün mü?
Heyecandan seyircilere hiç bakamamıştım.
Üç gece üst üste sahnelemiştik oyunumuzu.
İlçemizde çok büyük ilgi görmüştü.
İlk tiyatro salonunu Üniversite yıllarında Kayseri’de gördüm. Belediye tiyatro salonu.
Adamakıllı ilk tiyatro oyunlarını da burada izledim.
Sonrasında memuriyet yılları, serhat şehri Edirne.
Halk Eğitim Merkezi Tiyatro salonunda hemhal olduk oyunlarla.
Alanya’da çalıştığım yıllarda kurumumuzda bulunan hükümlü/tutuklularla sergilediğimiz oyun, sahne ile ikinci iç içe tanışıklığım oldu.
Bu kez oyuncu değil, reji bölümündeydim.
Tiyatro eğitmenimiz ile birlikte sahne, dekor, kostüm hazırlıkları, prova çalışmaları ve sonrasında büyük bir misafir karşısında sergilenen performans.
Yıllar sonra memleketime, çocukluğumun geçtiği şehre döndüm.
Ben dışarıdayken büyük bir kültür merkezi açılmıştı. O dönemde sık kabine değişikliklerinden dolayı üç ayrı Bakan tarafından hem de üç defa açılmıştı bu kültür merkezi.
Kültür Merkezimizin Sahnesinin özelliklerini, tanışmak amacıyla ziyaret ettiğimiz Adana Devlet Tiyatrosu Müdürümüz anlatmıştı.
O dönem için ülkemizde bulunan ender sahnelerden birine sahipti.
Orkestra çukuruna sahip bir sahneydi. Bu özelliğini iştiyakla anlatmış, öyle bir sahneye hasretini dile getirmişti Sayın Müdürümüz.
Özellikle gidip gezmemi, sahneyi ve sahne gerisini iyice incelememi istemişti.
İlk fırsatta gidip gezmiştim o merak ile.
Gerçekten muhteşem bir sahneydi. Sahne gerisi ve kulis muazzamdı. Orkestra çukuru da tıpkı Sayın Müdürümüzün anlattığı gibiydi.
İlginçtir, böyle güzel bir sahneye sahip ilimizde (ilçemiz artık il olmuştu) bir tiyatro topluluğu yoktu.
Ne belediyenin ne de sivil toplum örgütlerinin böyle bir çalışması vardı.
Adana Devlet Tiyatroları Müdürümüz böyle bir sahneye özlem duyuyordu, ama benim şehrimde ise hiç kimse kullanmak lütfunda bulunmuyordu.
Derken Devlet Tiyatrolarının şehrimizi turne programına aldığını tesadüfen öğrendim. İlk gelen oyunun biletini son anda temin edip tiyatroya gitme şansı elde ettim.
Hemen ertesi hafta artık il olan şehrimizin İl Kültür Müdürlüğünü ziyaret ettim.
Tiyatro salonu/turneye gelen oyunlar ile ilgilenen personelle görüşmek istediğimi ilettim.
Herkes topu birbirine atıyor, kimse benimle muhatap olmak istemiyordu.
Müdürlük tiyatro konusuna sahipsiz, ilgisiz, konu ile alakasızdı. Oysa 20 civarı personel çalışıyordu İl Kültür Müdürlüğünde ve birçoğunu da gençlik yıllarımdan tanıyordum.
Şehrimize tiyatro oyunu geldiğinde şahsıma/Kurumumuza haber verilmesini, şehrimizde 500 civarı personelimiz bulunduğunu ve tiyatro izlemek istediğimizi anlattım.
Telefon numaraları, kurumsal faks ve elektronik posta adresimi bıraktım.
Eğer bizi haberdar ederlerse arkadaşlarımızla organize olup tiyatro bileti alacak, hep birlikte oyun izlemeye gidecektik.
Hayalimiz buydu.
Hayalde kaldı.
Maalesef gerçek olamadı.
Çünkü bir kez dahi olsun oyun geldiğinde bize haber verilmedi.
Hasbelkader haberdar oldu isek gidip izledik. Haberimiz olmadı ise oyunu kaçırdık.
Ama en üzücü olanı ne idi biliyor musunuz kıymetli okurlarımız.
Ertesi yıl “seyirci ilgisizliği” gerekçesiyle şehrimizin turne programı dışında bırakılması….
Yazacak, anlatacak çok şey var da…
Gerisini okurlarımızın değerlendirmesine bırakıyorum.
Gelelim “Sen de Gitme Triyandafilis”e.
Bugün İstanbul Devlet Tiyatroları tarafından düzenlenen “4. Uluslararası Kadın Oyun Yazarları Tiyatro Festivali” kapsamında Ankara Devlet Tiyatrosu tarafından sahnelenen “Sen de Gitme Triyandafilis” adlı oyuna gittim.
Oyun tek kelime ile muhteşemdi. Oyunu büyük bir keyifle izlerken yukarıda yazdıklarım geldi hatırıma.
Mustafa Kemal Atatürk; “Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir.” diyerek sanatın önemini en güzel şekilde ifade etmiştir.
Adı “Kültür” olan kurumlarımıza umarım bir gün, kültürden ve sanattan anlayan, kültürü ve sanatı seven ve topluma yaygınlaştırmaya çalışan insanlar atanır da tüm şehirlerimiz;
Sanatla tanışır…
Kültürle yoğrulur…
Hayat damarlarını sağlam ve sağlıklı tutar…
Sağlıklı, mutlu, huzurlu ve kültür dolu günler dileğimizle efendim.
Alpaslan Demir
İstanbul-13.02.2026
#GSvEYP #BugünGünlerdenGALATASARAY #akingutlekahaberde #EğitimBirSen34Yaşında #istanbuldanezaket #halkb #pekgy #TertemizTürkiye #durkn #KademeİçinYasa
Evet 291 Kişi
Hayır 10 Kişi